Eğitim !

“Eğitim, öğretmenlerin çocuklara sözcüklerle anlattıklarıyla değil, çocukların fiziksel ve sosyal çevrede geçirdikleri yaşantılarla gerçekleşir”

Maria Montessori



 

Montessori’nin (1963), bu sözünün taşıdığı anlama ilişkin olarak geçirdiğim bir yaşantı, eğitici drama konusuna ilgi duymamında başlangıcı oldu. Oslo Üniversitesinde Okul Psikolojisi alanında ileri düzeyde Eğitime başladığım sıralarda , daha önce Türkiyede aldığım psikoloji Eğitimin yanı sıra, öğretmenlik sertifikasına da sahip olmam nedeniyle, bu kentte yaşamakta olan, Türkiyeden Norveçe göç etmiş ailelerin çocuklarına, okullarda, iki kültürlü sınıflarda (Norveçli ve göçmen çocuklardan oluşan kaynaştırma sınıfları), öğretmenlik yapmaya başlamıştım.

Veitvet Grunnskuole’de (Veitvet ilköğretim okulu) çalışmaya başlayalı henüz bir hafta olmuştu ki, okuldaki tüm çocuklar, UNESCO haftasını kutlamak üzere, konferans salonunda toplandılar. Salondaki kürsünün arkasındaki duvarda, UNESCO’nun; dünya ülkeleri arasında barış, eşitlik, ortak yaşam kalitesinin yükseltilmesi ile ilgili amaçlarını belirten pankartlar asılıydı. Biz öğretmenler de yerlerimizi aldıktan sonra, bir öğretmen mikrofonu alıp, öğrencilere; UNESCO haftasını kutlamaya, pasta yenilerek başlanacağını söyledi. Salondan sevinç uğultusu yükseldi. Ögrencilere kartondan tabaklar ve plastik çatallar dağıtıldı. Üç dört dakikalık sabırsız bir bekleyişten sonra, salonun kapısında, görevlilerin iterek sürdükleri arabalarda, cok katlı iki kocaman pasta göründü. Öğretmenler pastaları dilimleyip çocuklara dağıtmaya başladılar. Ancak garip birşey oldu. Salondaki çocukların yarısı pastalarını alıp yemeğe başladıklarında, kocaman iki pasta da bitmişti. Öğretmenlerden biri pasta kalmadığını açıkladi. Pasta alamayan çocuklar büyük bir düş kırıklığıyla, elleri ile tabaklarına vurmaya, boş tabaklarını göstererek öğretmenlerine birşeyler söylemeye başladılar. Salon karışmıştı. Bense şaşakalmıştım ve kutlamayı organize edenler açısından üzüldüm. İşte çok gelişmiş iskandinav ülkesinde de organizasyon bozuktu ve ilgililer rezil olmuştu! Tam bu sırada okulun müdürü mikrofonu aldı ve çok önemli bir şey açıklayacağını söyledi. Çocuklar son bir umutla gürültüyü kestiler. Müdür şöyle dedi :

“Çocuklar, gördüğünüz gibi bir kısmınız pasta alabildi. Ancak bir kısmınıza pasta kalmadı. Çünkü pastayı dağıtırken, sizin sayınız kadar eşit parçaya bölmeye özen göstermedik. Eğer eşit paylaştırılsaydı, herkes pasta yiyebilecekti. İşte dünya ülkeleri arasındaki durum da böyle. Dünyadaki kaynaklar kısıtlı. Kaynaklar da eşit paylaşılamıyor. UNESCO’nun gerçekleştirmeye çalıştığı dünya barışı için, en büyük engel budur. Barışı ve ortak yaşam kalitesini gerçekleştirmenin en iyi yollarından biri, kaynakların tamamen eşit olmasa bile, mümkün olduğunca dengeli dağılımıdır.”

Salonda, kuş uçsa kanadı duyulacak bir sessizlik oldu. Ben nefesimi tuttuğumu farkettim.

Müdür konuşmasını sürdürdü: “Hiç merak etmeyin. Şimdi pastanın devamı gelecek. Ancak bu kez eşit dağıtılcak ve herkes pasta yiyecek.” O anda salonun kapıları açıldı, pastalar göründü. Çocuklar neşeyle bağırıştılar. Pastalar yendikten sonra, salondaki bazı çocuklara söz verildi. Çocuklar pasta alamadıklarında ne hissettiklerini, ne yaşadıklarını anlattılar. UNSECO ile ilgili, görüntüye dayalı kısa bazı bilgiler verildikten sonra kutlama bitmişti. Uzun, sıkıcı konuşmalar yerine, tüm bedenlerinde hissettikleri bir yaşantı geçirmişti çocuklar. Hem öyle bir yaşantıydı ki bu, belkide tüm yaşamları boyunca unutamayacaklardı.

Öğrendiğime göre kutlamayı organize eden, okuldaki drama öğretmeniydi...